Kadir Özbilgin Köşe Yazıları Manşet Tokattan

Ağaçlar ve Tokatlılar…

Sevan Çamlıca hemşerimiz çoktandır yazıyor, dikkat çekmeye çalışıyor.

Ben de 2007 den beri Tokat’taki “ağaç budama” işine takmış, bu budama işini yapanların “ehliyetlerini” sorgular olmuştum.

Yıl 2020 ve değişen bir şey yok, bu anlamda Tokat, eski tas eski hamam!

Acaba bir zamanlar slogan haline gelmiş olan “Yeşil Tokat” tan, “Yeşilin canına okuyan Tokat’a” nasıl geldik, bileniniz var mı?

Aslında bunun yanıtını Sevan Çamlıca hemşerimizin, Tokat’ın yeri/Gülistan grubunda paylaştığı siyah beyaz fotoğraflarda bulabilirsiniz.

O fotoğrafların yerini günümüzde, kırsaldan şehre göç etmiş, şehirli olmanın bilincine henüz varamamış, “kırsal-kent” dönüşümünü bir türlü gerçekleştirememiş insanların fotoğrafları yer aldı.

Ama gerçek suçlu bu insanlar değildir.

Asıl suçlu, kırsaldan şehre göçün ve doğacak sorunların devlet tarafından öngörülmesine karşın, kırsaldan şehre olan göçle ilgili hiçbir hazırlığı ve çalışması olmayan, bu konuda “Toplumsal Yapının Geliştirilmesi” ne hizmet edecek çalışmaları bir türlü gerçekleştirmeyen, gerçekleştirme yönünde bir çabası da olmayan, bunun yerine popüler, bol gürültülü ve eğlenceli işlerle uğraşmayı tercih eden, tek çabaları oya tahvil edilebilecek hizmetleri yapmak olan belediyeler ve yerel yönetimlerdir.

Daha açıkçası Tokat, bu kırsaldan şehre göçle meydana gelen dönüşüme hazırlıksız yakalanmış, kırsaldan gelen insanlarımızla, şehirleşmenin ihtiyaç ve beklentilerine olan ilişkileri güçlendirilememiş, “hemşerilik bilinci” yerine bu insanlarda bir “kentlilik bilinci” oluşturulamamıştır.

Bu durumdan tüm ilçelerimiz de nasibini almıştır ve yaklaşık 20 yıldır siyasal erk tarafından sürdürülen politikalar da, bu yozlaşmayı artırıcı etki yapmıştır.

Bugün Tokat’ta “Kentlilik bilinci” yerine, “kent görgüsüzlüğü” egemen olmuşsa, bunun sorumluları, yerel toplumda “aidiyet- kentleşme eğitimi” ilişkisini güçlendiremeyen belediyeler, yerel yönetimler ve kamu otoritesidir.

Siz hiç bugüne kadar “aidiyet- kentleşme eğitimi” ni sağlayacak, en az 3 yıl sürecek,  ilkokul, ortaokul, lise ve yükseköğretimdeki gençlerle, mahallelerde yetişkinlere verilecek farkındalık eğitimleri projesi hazırlayan ve uygulayan bir belediye, kurum ya da kuruluş gördünüz mü?

Göremezsiniz! Zira bu projeler toplam maliyetleri yüksek ancak kişi başı maliyetleri çok düşük, kentleşmeye paralel, toplum için yaşamsal derece önemli ve ne yazık ki popüler olmayan projelerdir.

***

Sevgili okurlar, harem ağası gibi elinde kılıç, pusuda bekleyen kimi zevat,  bu yazımı çarpıtarak, kırsaldan gelen insanları küçümsediğimi filan söyleyebilir, yazabilirler.

Oysa konu sırf birtakım odaklara şirin gözükmek için hafife alınacak bir konu değildir.

Size bir araştırmanın çarpıcı sonucundan bahsedeyim de olayın ne denli ciddi olduğunu anlayınız. Yapılan bu araştırmanın sonucu, 1.200 kişiden yalnızca 47’ sinin Tokat’ı tanıdığını göstermektedir.

Tokat’ta TUDER tarafından 1.200 kişi üzerinde yapılan bir araştırma ve bu araştırmaya dayalı yapılan sorun analizleri,  Tokat’taki tüm sorunlarıntoplumsal sorumluluk duygusunun olmayışı” ndan kaynaklandığını göstermektedir.

Toplumsal sorumluluk duygusunun oluşabilmesi için aidiyet, yani sahiplenme duygusunun olması gerekir. Aidiyet duygusunun oluşabilmesi için de insanların kendilerini ve yaşadıkları coğrafyayı tanımaları gerekmektedir. Çünkü dünyanın neresinde olursa olsun, insanlar tanımadıkları hiçbir şeyi sahiplenmiyorlar. Sahiplenmedikleri için de yaşadıkları şehirle ilgili sorumlu ve katılımcı uygulanabilir modeller yaratamıyorlar, paydaşlar tarafından iyi niyetle yaratılan modeller içinde de yer almıyorlar.

Tokat’ta her an gördüğünüz kareleri bir anımsayın!

İçtiği sigaranın izmaritini arabasının camından caddeye atan sürücüler, tüm yazılan çizilene ve uyarılara rağmen ısrarla kaldırımları işgal etmekte sakınca görmeyen esnaflar, ırmak kenarı boyunca güzelim çimenlerin ve bungalovlardaki masaların üzerinde mangal ve semaver yakarak yeşilin ve masaların canına okuyanlar, evinin ya da dükkânının önündeki güzelim ağacı kesmekte sakınca görmeyen vicdansızlar, evinde biriktirdiği çöpü kovayla caddeye boca edenler, caddeye tükürenler, asansörleri mezbeleliğe çevirenler, ellerindeki afişleri kentsel estetik araçlarının üzerine, tarihi mekânların, camilerin kapı ve pencerelerine yapıştıranlar, Araçlarını caddede yolun üzerine, engelli geçişlerinin önüne, bisiklet yoluna park etmekte,  trafik akışını engellemekte ya da kaldırım üstüne park etmekte bir sakınca görmeyen sürücüler, müşteri memnuniyetinde sınıfta kaldıkları yetmezmiş gibi, müşterisini tehdit eden, ya da dövmeye kalkan sözde turistik işletmeler ve buna göz yuman kamu, pencere mandallarını vidalayarak, pencerelerin açılmasını engelleyen, bu yüzden yolcularının havasızlıktan ve sıcaktan bunaltmakla bir sakınca görmeyen halk otobüslerinin sahip ve şoförleri…

Daha neler neler!  Uzatmayayım canınız sıkılır. Bunları görüp yaşadıkça insanın içinden bu şehrin girişlerine  “  Yoğun ilgisizlik nedeniyle bir süreliğine kapalıyız” afişi asası geliyor.

***

Değerli okurlar, bu yazıyı okuduğunuzda “Tokat’taki insanlar bu kadar mı eğitimsizler?” sorusu aklınıza gelebilir.

Tokat’taki eğitimle ilgili istatistikler sizi yanıltmasın. Zira yüksek tahsil yapmakla eğitimli insan olmak aynı şey değildir. Bir başka ifadeyle öğretim başka eğitim başkadır.

Aradaki farkı şöyle açıklayayım. Tahsilli insan maytap gibidir. Çok fazla ışık verir ama çabuk söner. Onunla sokağınızı aydınlatamazsınız. Eğitimli insan ise bir kandil gibidir, kendini tüketme pahasına da olsa sürekli yanar. Onunla sokağınızı aydınlatabilirsiniz.

Yani ister insan, isterse yaptığınız iş olsun, parlaklık değil, değil kalıcılık önemlidir.

Eğer bir insan aldığı öğretimi, müzik, sanat, tiyatro, edebiyat, felsefe vs. gibi çalışmalarla besleyip zenginleştiremiyorsa, güzelliğin insan belleğindeki ve duygularındaki etkilerini ortaya çıkaramıyor, kusurlu bir yanını düzeltemiyor ve güzelleştiremiyorsa kendini de eğitemiyor demektir.

Ancak kendini böyle eğitebilen ya da hiç değilse “farkındalık eğitimleriyle” aidiyet duygusu canlandırılmış insanlar, memleketlerine,  memleketleri için neler yapılması gerektiğine kafa yorabilir ve memleketinin sahip olduğu tarihi, kültürel, jeolojik mirasa ve doğal güzelliklerine sahip çıkabilir.

Ben hiç tanık olmadım ama bir de size sorayım.

Sizce böyle bir konu Tokat’ı yöneten ya da yönettiğini sanan insanların, kurum ve kuruluşların ajandasına girebilmiş midir?

İlgili Yazılar

Başkan Eroğlu’ndan markalaşma için “birlik” çağrısı

TOKATtan Haber

Bu engelliler ile engelleri nasıl aşacağız?

TOKATtan Haber

Belediyeden ‘ürün künye” denetimi

TOKATtan Haber

Yorum Yaz