Kadir Özbilgin Köşe Yazıları Manşet Tokattan

Türkçe öldü mü?

Kesinlikle hayır!

Türkçe söz konusu olduğunda “Türkçe” konusundaki duyarlılığından esinlendiğim çok değerli Hami Karslı öğretmenimi anmadan geçemeyeceğim.

Türk diline karşı duyarlı olmak, özen göstermek ne demek O’ndan öğrendim. Ve Türkçe konusunda ki düşüncelerimi daha önceleri birkaç yazı ile dile getirdim.

“Türkçe öldü” diyen T.C. Milli Eğitim Bakanlığı, bakan yardımcısını duyunca Türkçe ile ilgili bir iki söz etme gereği duydum.

Önce şu hususu belirteyim, bu kişinin sözünü duyunca, Arap dilinin çok daha üstün olduğunu belirterek, Arap milliyeti ile öğünmenin (iftihar etmenin) daha akla uygun olacağını ve “Türklükten ayrılıyorum (istifa) ediyorum). Beni Türk Milleti’nden sayma (addetme)” diyen çok bağnaz bir din anlayışına iye (sahip) gırtlağına kadar satkınlık (ihanet) çamuruna batmış sözde Şeyhülislam Mustafa Sabri’yi anımsadım ki bu kişi hakkında bilgi edinmek isteyenler olursa Hami Karslı öğretmenimin yazılarına bakabilirler.

Bizim için üzücü olan ayrı bir konu da, satkın Mustafa Sabri bir Tokatlıdır ve ne yazık ki, “Türkçe öldü” diyen kişiye bakan yardımcılığı veren bakan da Tokatlıdır.

Türkiye’deki okulları imam hatip okullarına dönüştürme arzusunda olduğu savlanan bu kişinin açıklaması, aslında güzel Türkçe’mizdeki Arap dil yayılımcılığının (emparyalizminin) da bir açıklaması (itirafı )gibidir. Bize düşen güzel dilimiz Türkçeyi Arap dil yayılımcılığından kurtarmak, dilin birlikte yaşamanın bir gereği olduğunu toplumla paylaşmak ve dili ayrıştırıcı, kutuplaştırıcı bir öge olarak kullanılmasına engel olmaktır.

Türkçe konusunda “Bizim ana dilimiz, genel kültür dilimiz, medeniyet dilimiz Türkçedir. Arapça din dilimizdir. Şu anda edebî, medenî, zengin, yazılı lisan bakımından acınacak derecede fakir vaziyetteyiz. Üç-beş yüz kelimelik Türkçe ile köy olmaz, kasaba olmaz, medeniyet ve kültür olmaz” diyerek, Arapça, Farsça kelimelerden oluşmuş bir karma dili savunan aymazlar da vardır ki, onlara inat Öztürk’çe ile köy kasaba değil, Türk Medeniyetini yücelten yurtseverler vardır.

Bu aymazlar; “Bir üçgenin alanı, tabanı ile yüksekliğinin çarpımının yarısına eşittir” Türkçe tümcesini, “Bir üç kenarlının alanı yatayımı ile dikleşiminin vuruşumunun ikiye bölümüdür” tümcesine çevirip, bunun anlaşılmaz bir Türkçe olduğunu ileri sürerek, “Zengin, edebî, yazılı medeniyet Türkçesini iyi bilmek, Müslümanların okumuş tabakası için mecazî mânâda, dolaylı bir farzdır” demektedirler.

İstedikleri ise bu tümcelerin, “Bir müsellesin mesâha-i sathiyyesi; kâidesiyle irtifâının hâsıl-ı darbının nısfına müsâvidir” şeklinde yazılmasıdır.

İşte “Türkçe öldü” diye Türk Milli Eğitim Bakan Yardımcısının düşlediği budur. Cumhuriyet dönemi boyunca bunu düşleyenler ve arzulayanlar olmuştur ama Türkçe varsıl yapısıyla ve Türk diline tutkun yurtseverlerin varlığıyla yücelmesini sürdürmektedir.

***

Türkçeye özen gösterilmesi gerektiğinin yanında bir de şu husus var; “dili kullanmak.”

Devletin en tepesindeki kişinin kullandığı dil hoşunuza gidiyor mu?

Elbette “ dil kişinin aynasıdır.” Ziya Paşa’nın “Üslubu beyan ayniyle insan” olarak aktardığı düşünceyi Hz. Mevlana’nın “Testinin içinde ne varsa dışarıya o sızar” tümceleriyle açıklamaları bile hem Türkçe dilinin önemini, hem de Türk dilinin kullanımındaki başkalığı göstermektedir.

Yine “biçem (üslup) insanın ta kendisidir” sözü de insanın kimliğini, kişiliğini, düzeyini, sağtöresini (ahlakını) ortaya koyar.

Devletin en tepesindeki kişinin ve de bu bakan yardımcısının kullandığı dil, düşünce dünyalarının bir yansımasıdır. Dil aklın biçimidir, akıl nasıl çalışıyorsa dile öyle yansır.

Dilin varlık amacı anlaşabilmektir. Dolayısıyla dil, birlikte yaşamanın gereğidir. Dili, ayrıştırıcı, kutuplaştırıcı bir öge olarak kullanmak, dilin çıkış niteliğine aykırıdır.

Örneğin herhangi bir ülkenin yönetiminden birinci derece sorumlu bir devlet başkanı ve onun kullandığı dili ele alım. Bu yönetici karşıtlarının söylemlerine, düşüncelerine katılmıyor, onların söylem ve eylemlerini onaylamıyor olsun.

Eğer bu yöneticinin, karşıtlarının düşüncelere karşı olmasının dile dökülüş biçimde karşıtlarının onura dokunuş (hakaret) varsa, aşağılama varsa, suçlama varsa, ötekileştirme varsa bu töre dışıdır (ahlak dışıdır.)

Dilin kullanılış biçiminde bu tür bir niteliksizlik varsa, bu niteliksizlik “dilde bozulmaya” da yol açabiliyor. Niteliksizlik, karşı çıkışlarını doyuramayanların, doyum aracı oluveriyor.

Gerek Türkçe kelimelerin yerine yabancı kelimelerin kullanımı (dil yayılımcılığı), gerekse dilin ”niteliksiz” kullanımı etkilerini artırıyor ve bu durum ne yazık ki, Türklüğe ve Türkçeye karşı olanların satkın isteklerinin gerçekleşmesine yarıyor.

Yurtseverlere düşense, Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi, “Ülkesini, yüksek bağımsızlığını korumasını bilen Türk milleti dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır.”

Unutulmamalıdır ki, Türkçe tutkunu Oktay Sinanoğlu’nun da dediği gibi “Türkçe giderse Türkiye gider.

Dilin niteliksiz kullanımına gelirsek, onu da “nitelikli bireyler” yetiştirerek çözebiliriz.

Lİnkler: http://www.hamikarsli.com/bize-oz-turkce-yarasir/

1-http://www.hamikarsli.com/emperyalizmi-kavramadan/

2-http://www.hamikarsli.com/bir-pustluk-vardir/

3-http://www.hamikarsli.com/kimse-osmanliya-osmanlicaya-hakaret-edemez-mis/

4-http://www.hamikarsli.com/osmanlica/

İlgili Yazılar

Çekerek Havzası Rehabilitasyon Toplantısı

TOKATtan Haber

Pancar Ekicileri Kooperatifi’ndeki kayyum heyeti uygulamaları kimsenin umurunda değil mi?

TOKATtan Haber

Prof. Acemoğlu: Türkiye’de toplum zayıf, ekonomi verimsiz

TOKATtan Haber

Yorum Yaz

Bu site reCAPTCHA ve Google tarafından korunmaktadır Gizlilik Politikası ve Kullanım Şartları uygula.