Vakıf Gönüllü İnsanlar

TokattanHaber

Ord. Prof. Dr. Süheyl Ünver Hoca’ nın Anısına

Kısacık insan ömründe aklın almayacağı birçok beceriyi, başarıyla uygulayan nadir insanlar vardır ve bunları takdir etmemek mümkün değildir. Bast-ı zaman mefhumu (zamanın genişlemesi) belki de bu insanlarda anlamını bulmaktadır.İşte bunlardan biri tıp hocası, tıp tarihçisi, sanat tarihçi, minyatür ve tezhip üstat’ı, ebru zen, ressam, yazar, tarih araştırmacısı Ordinaryüs Prof. Dr. Süheyl Ünver Hoca… Cumhuriyet Tarihi’mizde Ordinaryüs Prof.’ lük unvanını bu kadar hak etmiş kaç kişi var ?!.

Başta İstanbul olmak üzere imparatorluk topraklarını gezmiş, kayıtlar tutup resmetmiş, geleceğe cilt cilt eser bırakmıştır.  Bu değerli hocamızın yolu, mutlak ki şehrimiz Tokat’tan da geçmiştir ve bakın aşağıda orijinali Mehmet Ali Cinlioğlu’nun arşivindeki, kendine has mükemmel lisanı ile anlattığı, tanıklık ettiği Tokat’ı ve abidelerini o zamanki hali perişanıyla anlatışını, kısmen de olsa kendinden okuyalım.

“Cennete benzetilen bahçeleri içinden geçerek etrafta yüksek ve çıplak dağların muhafazasına tevdi edilmiş kalesi eski zenginleri ve hazinelerinin emniyetinin tarihi bir misali olarak durmakta.

Y.Mimar Ali Saim Bey’le görmediğimiz bir abide kalmadı. Lehülhamd sayıları pek çok. Hani Tokat’ın şehir nüfusuna bunları da katarsak yekûn bir hayli kabarır. Lakin Saim Bey teftişinden çok üzgündü. Çünkü bunlar 20 sene önce daha mamurdu. ‘Göz önündeki bu binalar nasıl gözden çıkarırcasına tahrip edilebilir?’ diyordu. Hele şu uydurma, yıkılmağa namzet raporuyla Voyvoda Hanı’nı (Taşhan) İstanbul’daki Simkeşhaneye döndürmüşler. Bu bir hıyanettir diye teessüründen fenalık geçiren mimarımızı güç teskin edebildik. 18 inci asırdan kalan yıkılmakta zorluk çekilen bu hanın cephesi ne kadar güzel. Görünmüyor diye önce içini yıkmışlar. Cadde tarafındakiler şimdi duruyor. Zira o kadar cesaret gösterememişler.

Şu memlekette şahsi menfaatlerini düşünenlerin hala yapa geldikleri fenalıklar sayılmakla bitmez. Geçtiğimiz yerlerde ecdat yadigârı ve Anadolu münakale yollarının programlı yerlerinde birçok hanlar var. Çoğu Selçuk devrinden kalma civarlarındaki köylere namusu tevdi edilmiş. Öyle değil ama evine düzgün taş lazım oldu mu haydi bu Selçukluların abidelerine… İnanın bana her köy ve kasaba evinde bunlardan parçalar bulursunuz. Mübarekler sanki kendilerine mahsus taş ocağı. Bunları utanarak gördüm.  Kime ne söyleyeceksiniz kuzum Allah aşkına bizim ömrümüz bunların tenkidini ve matemini tutmakla mı geçecek. Bunları mahvederek içte ve dışta turizmi zor temin ederiz. Ne zaman beğenilecek işler yapacağız da iftiharla göğsümüz kabaracak ve istikbale emniyetle bakacağız. Hani ‘bir gezmeğe gittim burnumdan fitil fitil geldi’ derler. İşte bu. Bu şehri idare edenlere biraz izan, daha fazla yazamıyorum.

Ben size şimdi haber vereyim. Bu şehrin eserleri tehlikede… Hem de üstelik bir laubalilik… Adam alet ve edevatını kullanamıyor, yer yok, bir yer kiralasa para diyecekler. Haydi, filanca tekke bomboş… Selçuklu eseri imiş kime ne?  Kendi malıymış gibi kullanıyor. Arayan yok, soran yok! Hani derebeylik zamanında böyle şeyler olmamıştır.

Sonra belediyenin eline bir hamam geçmiş. Parasız kaldık haydi sat. Alan da onu hamam diye kullanmak için tamir peşinde. Eskiliğini bozmuş. Bari ön cephesini bozma diye yalvardık. Onun da önünde harap bir Fatih mescidi var. Muhakkak ki bunu buradan nasıl yok etsek diye alakalıların gözüne bakmakta. Yer yer dolaşarak gördüğüm eski eserler hakkında ki intibalarımı size söyleyeyim. İstanbul’da, Konya’da, Bursa’da ve Edirne’de bulunmayan en güzel eserler inanın bana Tokat’ta… Vaktiyle İbni Kemal, Molla Hüsrev, Molla Lütfi, Plevne kahramanı Gazi Osman Paşa, Şeyh Emin efendi gibi büyüklerin vatanı olan Tokat, meğerse ne imiş?!  Anadolu’da en çok abidesi olan bir şehir… Hani Selçuklularla Osmanlılar adeta yarışa girmişler. Birinden birisi bir tane fazla ama hangisi doğrusu sayamadım.

Açık konuşayım bu eserler 300 ile 800 yaş arasında birer Tokat azizi. Bu kadar yıldır orasını millileştirmiş ve ruhumuzu aşılamış. Gözümüzü dört açalım bu tahribata hiçbir makama müsaade vermeyelim. Zira onlarda bir Tokat hemşehrisi… Yok edilmeleri manası feci.”

Keşke! Bu eserlerin her birinin tekrar hayata döndüğünü görme imkânı olsaydı; rahmetli hocamızın… Bırakın onarımını geçmişte alel-usul tamiratla restore edildiği söylenen eserlerin dahi, aslına uygun tekrar elden geçirildiğini görse idi… Bu abidelerin etraflarının dahi istimlâk edilerek beklide tarihte hiç olmadıkları güzellikte ortaya çıkarıldığına şahit olsaydı… Kendinin dahi o dönemlerde asla hayal edemeyeceği güzelliklerin vakıf gönüllü insanlar tarafından düşünülüp uygulandığını görseydi… Eminim ki; takdirle hayranlıkla karşılardı. Artık beğenilecek işler yapıldığını ve istikbale emniyetle bakabileceğini düşünür, yapmış olduğu bunca çalışmanın da boşa gitmediğini bu güzelliklerdeki katkılarını da görüp huzur bulurdu.

Tarihte bazı şanslı kimseler vardır ki,  bunlar birçok kimseye nasip olmayacak işleri başarıp onun huzuru ve sevabına nail olmuştur. Örneğin; Sultan III.  Mustafa bunlardan biridir. Tahtta kaldığı dönemde sadece kendi türbesinin de içinde bulunduğu mütevazı bir eser olan Laleli Külliyesi’ni yaptırmıştır. Lakin onu esas önemli kılan 22 Mayıs 1766 yılında ki büyük İstanbul depremi ardından tahrip olan İstanbul’u tekrar imar edişidir. Başta Fatih Camii olmak üzere, kullanılamayacak durumdaki birçok eser, tarafından onarılıp hayat bulmuştur. Kendinden önceki abidelerinde bugüne ulaşmasındaki katkısı asla küçümsenemez. Bu sebepledir ki; günümüze ulaşan bütün İstanbul abidelerinde katkısı en az yaptıranlar kadar vardır.

Bu misalle günümüz restorasyon faaliyetleri düşünülecek olursa mukayese dahi edilemeyecek bir durum ortaya çıkmaktadır. Şöyle ki; yukarıdaki misalde sadece İstanbul varken bugün Anadolu genelinin tamamı ve hatta yurt dışındaki ecdat yadigârı şaheserler bile tekrar hayat bulmaktadır.

Rahmetli Süheyl Hoca, abideler şehrinin bir evladı tarafından bu işlerin yapılıyor oluşuna şahit olsaydı belki bizden daha çok sevinirdi. Bütün bu güzelliklerin ortaya çıkmasına vesile olduğu için başta sevgili hemşerimiz Vakıflar Genel Müdürü Sayın Yusuf Beyazıt’a ve O’nun şahsında tüm personeline, vakıf gönüllü insanlara sonsuz teşekkürler. Şüphesiz bu eserlerin banisi olan çoğu gönül ehli insanların şefaati ile yapılan hizmetlerin sevabı bu kimselerin üzerinedir.

Hasan ERDEM