Kadir Özbilgin Köşe Yazıları Manşet Tokattan

BALON GAZETECİLER…

Bu sıralar, sosyal medyanın gündeminde, “gazeteciliği özgür ve özgün sürdürmek gayesiyle” şimdilerde cinayet şüphelisi olan bir iş insanından bir zamanlar destek (para) alan gazeteci ve Tokat yerel medyası var.

Sosyal medyada bu durum yorumlanıyor ve ayıplanıyor.

Oysa durum bundan daha vahim ve daha da ötesindedir.

Gazetecilik mesleğine yıllarını veren, bu mesleğin onuruna ve meslek ahlakına uygun gazetecilik yapanlarını ayırarak (tenzih ederek) söylüyorum, Tokat yerel medyasının bu duruma gelmesinde hem “gazeteci” olduğunu, hem de gazete sahibi olduğunu savlayanların da büyük suçları var.

Aşağıdaki yazıyı anımsadığım kadarıyla 2013 ya da 2014 de iki yazı dizsi halinde yazmış ve yayınlamıştım. Anımsamıyorum ama belki bir kez daha yayınlamış olabilirim.

Gerekli olduğu için şimdi tekrar yayınlıyorum.

Okuyun bakalım, Tokat yerel medyasının asıl sorunu neymiş ve o günden bu güne değişen bir şey olmuş mu?

***

BALON GAZETECİLER…

Son günlerde yerel basında çıkan kimi haber ve köşe yazılarındaki yanlışlık, çirkinlik ve ilkesizlikler, dostlarımız gibi,  sizi okurların da gözünüzden kaçmamıştır.

Bu özürlü ve ayıplı gazetecilikten bunalan dostların da yakınmaları üzerine kaleme aldığım yazımın hemen başında belirtmeliyim ki, başlıktaki tanıma girmeyen gazetelerin ve gazetecilerin bu yazıya alınganlık göstermeyeceklerinden, tersine bu yazıyı, bu tanıma giren gazetelerin ve gazetecilerin gelişimine hizmet edecek bir tür hediye gibi göreceklerinden kuşkum yoktur.

Yazının başlığı, yerel basının hal-i pür melalinin; içerisinde bulunduğu acı ve genel durumun bir özetidir.

Tersini söyleyen çıksa da, yerel basındaki kimi gazetelerin ve kalemlerin “Al kaşağıyı gir ahıra, yağırı (yarası) olan gocunsun” şeklindeki medya töresine (etiğine) ve aktöreye (ahlaka) aykırı davranışları yeni değildir.

Geçmişteki kimi uygulamalarından bunu anlayabilirsiniz.

Onlara göre, “gazeteciliğin en temel bakış açısı eleştirel olmaktır” kuralı çarpıtılarak, yalan yanlış, karaçalma demeden her şey yazılıp söylenebilmektedir.

Cahil-i mikapların (hem cahil, hem cehaletinin cahili, hem de başkalarını kendisi gibi cahil sanan)  ve ışıksız insanların öncülüğünü yaptığı ve ne yazık ki kimi gazete sahiplerinin de bilerek ya da bilmeyerek çanak tuttuğu bu çirkin ve hastalıklı gazeteciliğin, iki nedeni vardır.

Birincisi; “doğru yanlış demeden, araştırmadan, hakkında söz söylenenlerin düşünceleri alınmadan, haber yapalım, köşe yazısı yazalım, kusuru olan varsın tedirgin olsun, alınıp sıkıntıya düşsün” düşüncesidir.

İkincisi de; aba altından sopa göstererek başka bir sonuç, örneğin utanmazca çıkar elde etme çabasıdır.

Hiç kuşku yok ki, her ikisi de çirkindir, hastalıklı bir beynin ürünüdür ve gazetecilik mesleği ile töre ve aktöre (ikisi aynı zannedilir oysa birbirinden çok farklıdır) kavramını hiç bilmemekle, önemsememekle ilgidir.

Her iki nedenin merkezinde, gazeteci olduğunu iddia eden kimilerinin sakat töre anlayışı, onlara yüklediği çarpık değer ve gazetecilik mesleğinin kurallarıyla çelişen hastalıklı, aşağılık, kahpelik dolu uygulamaları ve bu uygulamalarını kendi ahlaki kodları üzerinden hayata geçirme arzuları vardır.

Öyleki, bu hastalıklı ve özürlü uygulamaları gazetecilik adı altında sergileyenlerin, ayıpları yüzlerine vurulduğunda umursamaz bir davranışla, büyük bir pişkinlik ve yüzsüzlükle, ya ” teptim keçe oldu, sivrilttim külah oldu” diyerek laf cambazlığı yaptıklarına, zeytinyağı gibi üste çıktıklarına, ya da telaş, endişe ve panik havası içinde çemkirmelerine tanık olabilirsiniz.

Bu özürlü gazetecilerin, kişiselleştirerek ve öç duygusuyla yazdıkları, “işine geleni yayımla, işine gelmeyeni yayımlama” ilkesizliği okurda kabak tadı vermeye başlamıştır.

Özürlü gazeteciliğin acıklı-gülünç çelişkilerini yaşayan bu hastalıklı gazetecilerin“acem kılıcı” gibi kullandıkları kalemleriçift taraflı kesmiyor, ekmek bıçağı gibi; “hep bana hep bana” şeklinde, tek taraflı kesiyor.

İşte bu yüzden, söz edilmesi ve ayıplanması gereken öncelikle “insanın kazandığı para” değil, “paranın kazandığı insan”dır.

Bu karıştırıcı gazetecilik erbapları gerçekleri çarpıtarak, karartarak, güdümleyerek, halkımızın kafasını karıştırmaya, kendi amaçları doğrultusunda etkileyip biçimlendirmeye ve buradan çıkar elde etmeye, para kazanmaya çalışıyorlar.

Bugün bu yönetime ve kurumlara, bir başka dönem de başka bir yönetime ve kurumlara… Yalan yanlış ve kasıtlı haber yapmayı ve karalama niteliğinde yazı yazmayı huy edinmişler.

Bu çabaları “habercilikte yorumculuk” tan, “yorumculukta propagandacılık” a kadar varabiliyor.

“Bize taraf değilse muhaliftir, öyleyse bertaraf edilmelidir”  ya da “bize bir yarar sağlamıyorsa karalama ile defteri dürülmelidir” efeliğiyle ahkâm kesmeleri, “küçük zaferler” kazanmak ve “küçük kaleler zapt etmek” uğruna, herkes tarafından bilinen, kabul edilen kavram ve değerleri ters yüz etmeleri bir alışkanlık halini almıştır.

***

Oysa yerel medya ile demokrasi ilişkisi kurulmaya çalışılır.

Bulunduğu şehrin, yörenin sesi olsun, kamuoyu oluştursun, yerel aidiyet duygularını canlı tutsun,  kültürel mirası yaşatsın ve aktarsın. Bütün bunları yaparken de öncelikle kamu yararını gözetsin istenir.

Üzülerek ifade etmeliyim ki, mevcut günlük Tokat yerel gazeteleri bu anlamda, çoğulcu bir anlayışı yaymak ve korumak konusunda yüksek bir marifetle donatılı değildir.

Özellikle toplumun, sivil toplum örgütlerinin sesi olma, bulundukları bölgedeki resmi ilişkileri, çalışmaları, medya etiği ve kişisel ahlak kavramları ve söz konusu coğrafyada kamuoyu oluşturulması anlamında yerel medya olarak karnemiz iyi değildir.

Unutulmamalıdır ki, yerel gazeteler şehirlerin hafızası, ruhudur.

Kamuoyunu bilgilendirme, haberdar etme görevinin yanı sıra, yönetilenlerle yönetenler arasında adeta sağlıklı bir köprü görevi görerek demokrasinin yerelde güçlenmesine ciddi katkılar sağlarlar.

Bu yüzden yerel gazetenin kalitesi çok önemlidir.

Çünkü yerel gazetenin kalitesi, demokrasinin de kalitesini etkiliyor.

Bu nedenle de baskı ve içerik kalitesinden söz edip de, balondan gazetecilerle kaliteden, medya töresinden ve insanlıktan uzak uygulamaları yaşama geçirenler, bir gün balon gibi sönmemek için,  çok ama çok iyi düşünmelidirler.

Peki, ne yapmalıyız derseniz…

Onu da yarın yazacağız…

***

BALON GAZETECİLERE NE YAPMALIYIZ?

Okuyanlar bilir, okumayanlar da bir önceki yazıyı okuyarak konuyu öğrenebilirler.

Bir önceki yazımızda “balondan gazeteciler” den bahsetmiş ve sormuştuk.

Peki, ne yapmalıyız?

Söz söyleme hakları konusunda eşit ve adil durum yaratma konusuna gölge düşüren, çıkarlarına uygun davranmayan kişi, kurum ve kuruluşların haberlerine yer vermeyen, tehdit eden gazeteci kimlikli basın erbabını teşhir etmek, hem sorumlu ve medya etiğine uygun yayın yapan gazetelerin hem de sorumluluk taşıyan Tokatlıların görevidir.

Bizim için şu an en acıklı ve dokuncalı olanı, bir kanser hücresi gibi toplumu tehdit eden “özürlü gazetecilik hastalığına” okurların / toplumun ve sorumluluk duyan gazete sahiplerinin bir önlem almaması, bu hastalığın ilerlemesine seyirci kalmasıdır.

Oysa toplum, bu hastalıklı gazeteciliğe karşı bir tavır almalı ve gazeteci görüntüsü altında medya töresine uymayan haberler yapanların, yerel yönetimlere ve yöneticilerine,  kamu otoritesine, girişimcilere ve meslektaşlarına aba altından sopa gösteremeye yeltenenlerin hareket alanlarını daraltmalı, karıştırıcı, tehdit ve şantaja dayalı gazetecilik olayını servise koyan, gazeteci kimlikli basın erbabına ve aynı çanağa tükürenlerine, kimse prim vermemelidir.

Tokat yerel toplumu, hangi düşünceden olursa olsun, kime yapılırsa yapılsın, yapıcı eleştirinin arkasında, aslı astarı olmadığı halde salt çıkar sağlamak adına her olayı kötü ve sıkıntı yaratacak biçimde yorumlayıp, “şeamet tellallığı” yapanların karşılarında olmalı, hatta bununla kalmayarak, kuyruklarına teneke bağlamalı, topluma göstermeli, hadlerini bildirmeli ve “han kapısından teğelti atar gibi” mesleğin dışına atılmasını sağlamalıdır.

Eğer bu yapılmazsa karıştırıcı gazeteciliği meslek edinenlerin altını dolduramadıkları, kanıtlayamadıkları savlara dayanarak, ya da gerçek olmayan haksız suçlamalarla başkalarına kara çalmalarının önüne geçemez, suçsuz insanların, bu hastalıklı gazetecilerin kendilerine sıçrattığı karalama çamuruna engel olamayız.

Bu nedenle, bireysel çıkar elde etme hırsından yola çıkan, gazetecilik mesleğinin onuruna yakışır ahlakta, olgunlukta ve eğitimde hareket etmeyen, bu özelliklere sahip olmadığı halde, “gazetecilik” yapmaya kalkışarak, bünyemize hastalık taşıyan, medya töresi (etiği) kapsamında yerel yönetimlerle ilişkileri sorunlu olan safraları da mesleğin ve toplumun dışına atılmasını sağlamalıyız.

Tehdit-şantaj, kara çalma gibi uygulamalara hedef olan insanlar, karşılaştıkları bu durumları unutarak, korkarak, sinerek, bu çirkinlikleri sergileyenlerle kafe köşelerinde ya da başkaca ortamlarda buluşmamalı, bu karakterdeki insanları cesaretlendirmemeli, tam tersine topluma ifşa etmeli ve bu tip insanlarla ilişkilerini koparmalı, onları değerli yalnızlıklarıyla baş başa bırakmalıdırlar.

Okurlar olarak, Türkçe dilini, dilbilgisi kurallarını bilmeyenlerin, öğrenmek için çaba da sarf etmeyenlerin, bilgi temelsiz “köşe yazısı” yazıp sonra da “köşe yazarıyım” diye caka satmalarına ve bu tip insanlara prim verilmesine sessiz kalmamalıyız.

Çağdaş gelişmelerden ortalama düzeyde payını almamış, etik ya da ahlaki kazançla, olmayanın sınırlarını birbirinden ayıramayan, “tehdit-şantaj” yoluyla para kazanmaya çalışan bir insan gazeteci olabilir mi?

Gözdağı vererek, herhangi bir çıkar sağlama amacıyla bir kimseye lekeleyici, gözden düşürücü haber yapan, makale yazan birinin bırakın gazeteciliğinden, insanlığından bile kuşku duymak gerekir.

Kişisel çıkarlarıyla ilkesel doğrular arasında ha bire gelgitler yaşayan, becerilerini şehrin mükemmelleştirilmesinde değil de, sadece kendilerini zenginleştirmekte kullanan, sonra da işlerine geldiği gibi ve kendilerine uygun ahlaki kodlar üretenlerin yaptıkları yerel yayıncılığı, meslek ilkeleri ve ahlaki kurallar düzeyinde sorgulamalı ve bu durumda olan gazeteci ve gazeteleri her ortamda ve fırsatta uyarmalı, kınamalı, gerekiyorsa yaşamımızdan çıkarmalı, “yok” muamelesi göstermeliyiz.

Değerli okurlar!..

Meslek ilkelerine karşı ilgisizlik, araştırma gazeteciliğine ilgi göstermemek, özeleştiri yokluğu ya da sapması, haber kaynaklarıyla sorunlu ilişkiler, kuralsızlık, dile özensizlik, tekelleşme tutkusu, “tehdit-şantaj” gibi onay görmeyecek birçok olumsuz anlayış ve davranışı içinde barındıranların, sudan bahanelerle başkalarına haksız ve gerçek olmayan savlar yönetmesi, içinde bulundukları durumun çıplaklığını örtmeye yetmemektedir.

Normallik kavramının sürekli farklılık gösterdiği kamusal alanlarda, haber ve programların, kamusal alanla kurulan iletişim ve ilişkilerin,  normal, anormal ya da ahlaki veya gayri ahlaki oluşlarının, ince bir çizgiyle ayrılması, etik olanla olmayanın ayrışması sağlıklı bir şekilde yapılmalıdır.

Bilimsellikten uzak bir şekilde, sırf kendi beğenilerdeki farklılıklardan yola çıkarak bu ayrımları kendilerine göre yapan sözde gazeteciler,  hastalıklı bir meslek kültürü ortamında yetişmiş,  “eleştirel bir değerlendirme” ile “art niyetli kötüleme” ayırımını yapamayacak yeteneksiz gazetecilerdir.

Oysa gazeteci olduğunu söyleyen kişi yapıcı bir eleştirel değerlendirme ile objektif haberciliğin nasıl yapılması gerektiğini ve ne anlama geldiğini bilmesi gerekir.

Ancak, gerek yapıcı eleştirel değerlendirme, gerekse objektif habercilik yapmak bilgi ve birikim işidir.

Bu bilgiye ve birikime sahip olmayıp, üstelik ilkesel doğrularla güncel olgular arasında gelgitler yaşayan sözde gazetecilerin, yapıcı eleştiri ve objektif gazetecilik yapması olası değildir.

Entelektüel anlamda fikir öne süremeyip, kendi buluşları olan bir tür magazin yazarlığına soyunanlar, düşünce değil dedikodu yazanlar ve yanıt aldıklarında öfkeden şaşırıp saçmalayanlar, buna en çarpıcı örnektir.

***

Diğer taraftan, yerel yayın kuruluşları, yerel yönetimlerin sesi, fakat aynı zamanda iyi bir denetçisi olmaları gerektiğini akıllarından çıkarmamalıdırlar. Bu ikisini yaparken gözeteceği tek çıkar, kamu çıkarıdır. 

Gazeteler şahıs malı olabilir ama yerel bir temsiliyet görevi yürüttüklerini asla akıllarından çıkarmamalıdırlar.

 “Nasılsa gazete benim, canım nasıl isterse öyle yaparım. İstediğimi yazarım. İstediğimi tehdit ederim” anlayışı,  yerel yayıncılığı etik anlamda zedelemekte, işlevinden uzaklaştırmaktadır.

Unutulmamalıdır ki, “Yerel medyada kervanı, o medyanın sahibi, yani kervancı yürütür. “

Yürütülen kervanın yürütülme töresi (etiği), kervancının töresidir. (etiğidir)” Bu törenin uygunsuz görüldüğü durumlardaki sorumlusu ise gazete çalışanları değil, kervancının kendisidir.

Bu nedenle gazetecilik yapmakla övünen ancak çalışanlarının mesleki anlamda ilerleme ve gelişme kaydetmelerini sağlayamayan, onların “tehdit, şantaj ve yalana” dayalı ayıplı ürünlerine izin veren gazete sahipleri de, başlarını ellerinin arasına alıp iyice düşünmeleri gerekmektedir.

Son söz; kalite asla rastlantısal değildir. Sistemli, bilgiye dayalı ve kurum çapındaki ayıpsız çabaların ürünüdür.

İlgili Yazılar

İsteği üzerine Sayın Sami Ülkü’yü aydınlatayım!

TOKATtan Haber

E-fatura’da, eczacılar için geri sayım başladı

TOKATtan Haber

Turhal Uygulamalı Bilimler Fakültesi’nde dekanlık devir teslimi

TOKATtan Haber

Yorum Yaz